Bir ölür, bin doğarız

0
1241

“Bir aile ne kadar fakir olursa olsun, eğer çocuk, anne ve babasının ‘güven’ini alarak büyümüşse; maddi imkânsızlıklar ortamında bile olumlu bir kişilik edinebilir” diye yazmışım çocuklarla ilgili bir yazımda.

Berkin Elvan da bunlardan biridir diyebilirim. Tesadüf bu ya, bu yazıyı kaleme aldığım gün Berkin Elvan’ın okul öğretmenlerinden biri de hemen hemen aynı şeyleri söylüyordu.

“Çocukla siyaset olmaz. Berkin de siyaseti kavrayabilecek yaşta değildi. Özgüveni yüksek, sosyal bir çocuktu. Bir sokak köpeği beslerdi. Hatta köpeğe evdeki tabakla yemek götürür, bizi güldürürdü. O vurulduktan 1 hafta sonra köpek başını alıp gitti. Onun Berkin’i beklediği parkta, bekleyip, beslemek istedikse de bulamadık. O Berkin ki, mahalledeki herkes için ekmek almaya giderdi.”

Özgüven içinde yetişmiş anne ve babalar çocuklarını da öyle yetiştirirler. Yarınımız, geleceğimiz olan çocuklar, geliştikleri şiddet ortamından kötü etkileniyorlar.

Berkin çocuk, çobanken mayın ile parçalanan Ceylan Önkol ile birlikte kaval çalmaya, Kürtçe stranlar söylemeye gitti. Berkin çocuk, vücuduna yaşı kadar kurşun sıkılan Uğur Kaymaz’la halay çekmeye gitti.

Sonra üçü birlikte dört dağ içindeki olan Munzur’un gözelerinde niyazlaşıp semaha durdular.

Sonra Berkin, polis kurşunuyla katledilen akranı Yunanlı Aleks’le Atina’da basket oynamaya gitti.

Sapanını aldı henüz 12’sindeyken babasının kucağında öldürülen Filistinli Muhammed Durra’yla taş atmaya gitti.

Davos’ta düzenlenen Gazze panelinde İsrail devlet başkanı Şimon Peres’e “ Siz çocuk öldürmeyi iyi bilirsiniz” demişti Başbakan Tayyip Erdoğan.

2013 Haziran’ında Gezi Parkı olayları sırasında bir pazar sabahı Berkin Elvan, annesinin elindeki 5 lirayı kaptığı gibi sokağa fırlıyor. “Aneyyy, senin ayağın sakat, bir şey olursa koşamazsın” diyerek sokağa atıyor kendisini. Giderken de soruyor. ‘’Bulduğum arkadaşları kahvaltıya getirebilir miyim?’’

Gelelim Başbakana. Önce ekmeğini, sonra hayatını çaldığı Berkinler için bakın ne diyor. “Şimdi soruyorlar ‘Polise talimatı kim verdi?’ diye. Tabi ki ben verdim. Polisimiz, âdeta bir kahramanlık destanı yazmıştır” demişti.

Berkin’in o hüzünlü veda törenine katılma nezaketini gösterenlere “nekrofil” -yani ölülerle cinsel ilişki yaşamak isteyen insanlar demek- dedi AKP hükümeti AB eski bakanı. Yine madrabaz AKP Ankara Belediye Başkanı, “O çocuğun orda ne işi vardı?” diyorlar. “Henüz hayatın baharında olan ve sokaklarda tiner ve bali çeken körpecik çocukların sokaklarda ne işi var peki? Ey bre gafiller!!!” diyesi geliyor.

Sıradan bir genci örnek vermeyi bırakalım; Juster Bieber’ın gidişatını gören günümüz gençliğine nasıl kötü bir örnek oluşturduğunu göreceklerdir.

Küresel güçlerin ve tarikat şeyhlerinin dizleri dibinden meteliksiz olarak büyüyen Tayyip Erdoğan’ın rüyasında bile göremeyeceği iktidarının yetişmesine neden olduğu gençlik budur işte.

Üç dönemdir iktidarda olan AKP’nin başı Tayyip’in, bir yanıyla muhafazakar -liberal Turgut Özal’a, diğer yanıyla bir zamanların diktatörü Menderes’e benzemek gibi bir hayali var.

Hemen her fırsatta AKP ile refah seviyemizin yükseldiğini iddia eden Erdoğan, bilmeli ki çoğu genç olan insanlarımızın bireysellik duygusu da gelişmektedir. Gelişen, değişen bu insanları, 1930’ların otoriter yöntemleriyle yönetmekte ısrar da abesle iştigaldir.

Tuvalet yapmayı bile siyasete malzeme yapanlar, dinî siyasete alet edenler, devletin yapmakla mükellef olduğu hizmetlerle övünenler, ‘’Başbakanın götünün kılıyım’’ diyen bir nesille karşılaştıklarında şaşırmalılar.

Pırıl pırıl genç insanlarımızı birbirine kırdıranlar, toplumu kutuplaştırıp şiddet sarmalına sürükleyenler, en küçük bir fırsatı bile diktatörlüğünü pekiştirmekte kullananlar, ahlaki, vicdani değerlerini yitirenler, ülkeyi uçuruma sürüklediklerinin farkındalar mı acaba?

Tayyip kutuplaştırmaya çalıştığı Türkiye halklarına iki seçenek bırakıyor. Üst yapısı, devlet destekli, görgüsüz bir burjuva sınıfı, alt yapısı, din eksenli, kan dökücü, kindar bir toplum. Ya da bütün faklılıkların sesini yükseltip isyan ettiği demokratik, özgür bir seçenek…

Ama o, Berki’ni ananları işinden atarak birinci seçenekte yürümeye devam etti. Bakalım, el mi yaman, bey mi yaman?

Umutluyuz ve umudumuz her geçen gün büyüyor. Sevgili Berkin Elvan’ın çocuk dünyası günlüklerinde şu mesajlar kaldı:

“Senin o fakir dediğin çocuklar var ya bazı insanları şerefiyle satın alır…”
“En güvenli bulduğum yer evimdir’’
“Yaptığım en büyük spor, umutla yarınlara koşmak.”
“El üstünde tutulmak için illa tabuta mı girmek gerekiyor?”

Berkin’i uyandıramadılar ama Berk’in bir tekmil dünyayı uyandırdı.

Berkin çocuk, hâlâ bu ülkede kalan güzel yürekli insanların varlığını bize gösterdi diyebiliriz.

Berkin Elvan gelecek nesillerin umut ışığı oldu. Bir ölürüz bin doğarız…

CEVAP VER