Genç kadınlar “seks cihadı” adıyla Suriye’ye götürülüyor!

0
5678

seks cihadiTunus Üniversitesi Filozof Bölümü Professörü ve Tunus Kadınlarını Araştırma ve Gelişim Derneği Genel Sekreteri Khadidja Ksouri Ben Hassine, İsveç Parlamentosunda düzenlenen bir konferansta Tunus’taki devrimden sonra radikal islami parti ve akımların kendi dünya anlayışlarını yaşama geçirerek kadınları köleleştirmek istediklerini söyledi. Radikal islamcı akımların Tunuslu genç kadınları kandırarak Suriye’de savaşan cihadçıların seks kölesi haline getirdiklerini ve tüm bunların iktidar partisinin bilgisi dahilinde yapıldığını ifade etti.

Tunus ve Mısır’da kadınlar Arap Baharı olarak adlandırılan ayaklanmalar sırasında diktatörlüğe karşı mücadelenin ön saflarında yer almalarına karşın, eşitlik ve özgürlük talepleri işbaşına gelen dinci gerici rejimler kadınların kazanılmış hak ve özgürlüklerini kısıtma yoluna gitti.

Hassine, Arap ülkeleri içerisinde kadınların en iyi konumda olan ülkenin Tunus olduğunu, 1956 yılında kabul edilen yasalarla kadın-erkek eşitliğini, 18 yaşından küçük kadınların evlenmelerinin yasaklanmasını, kadınların eşlerinden ayrılma haklarını içeren kadın haklarını güçlendiren reformlar yapıldığını söyledi.

Tunus kadınlarının elde ettikleri hakların bölgedeki gerici Arap rejimleri tarafından bir tehdit olarak algılandığı ve kendi ülkelerinde yaşayan kadınları etkileyebileceğinden duydukları korkuyla Tunus’taki kadın haklarının ortadan kaldırılması için pek çok yöntemi denediklerini dile getirdi.

sekscihad3Büyük paralar harcayarak televizyon kanalları ve Tunus’a yolladıkları vaizler aracılığıyla Tunus’taki cinsel eşitlikçi sistemi ortadan kaldırmaya çalıştıklarını, kadın bedeni üzerinden Arap Dünyasındaki kadın profilini homojenleştirmeye çalıştıklarını ifade etti.

Gerici Arap rejimleri ardından, Arap dünyasında yaşanan halk isyanları sonrası iktidara gelen dinci-gerici hükümet ve aşırı İslamcı akımların adım adım hayata geçirdiklerini söyleyen Ben Hassine, genç, yaşlı, öğrenci, işçi ve sanatçılar başta olmak üzere tüm kadınların hedef alındığını belirttikten sonra Tunus’ta yaşananları şu cümlelerle dile getirdi:

“Kadınları iki kategoriye ayırdılar. Namuslular ve günahkarlar, iffetliler ve fahişeler! Bu sınıflandırma kadınların giysi, dış görünüşleri ve hatta meslekleri temel alınarak yapıldı. Kadınlar ve küçük kız çocukları hicab ve nikab giyiyor. Afgan kıyafetli sakallı adamlar sokaklarda dolaşıyor.”

Sadece Tunuslu değil diğer Arap ülkelerinden gelen radikal vaizlerin de evlilik yaşı ve kuralları, helal ve helal olmayan gıdalar, eğitim sistemi konusunda fetvalar verdiklerini söyleyen Hassine, “Hicab ve nikab taşımayan kadınların düşkün olduklarını ve öldürülmeyi hak ettiklerini vaaz ediyorlar. 15 Ekim günü radikal İslamcı biri hicab takmak istemeyen karısını öldürdü. Kızlar, kadınlar okulda ve evlerde hicab taşımaları için baskıya uğruyor. Sokaklarda gösteriler yapan aşırı İslamcı akımlar örtünmeyen kadınların ırza geçilmeyi hak ettiğini söylüyorlar” şeklinde konuştu.

Aşırı dinci akımların kadınların kötü olduğu bedenlerinde kötülükler taşıdıklarını sadece başörtüsü taşımalarının yeterli olmadığını ve tamamen örtünmeleri gerektiğini, bunu yapmadıkları takdirde erkeklerin öldürme ve tecavüz etme hakkı bulunduğu yönünde propaganda yaparak halkı etkilemeye çalıştıklarını söyleyen Hassine, camilerdeki 4 kadınla evlilik söylemlerinin tv programlarına taşındığını söyledi.

Hassine, 3 yaşındaki kız çocuklarına bile başörtüsü takıldığını, İslami bir partinin liderinin kadınların evlenme yaşının 13 olmasını, çok evliliğin yaşama geçmesini ve kadınların köleleştirilmesini açıkça talep ettiğine dikkat çektikten sonra bu tür tutum ve davranışların sonuçlarını şöyle özetledi.

“2011 Ekim’inden bu yılın Ekim ayına kadar geçen sürede aralarında 3 yaşındaki kız çocuklarından 60 yaşındaki kadınların da bulunduğu 1030 kadına tecavüz edildi. 3 yaşındaki bir kızın yuvada ırzına geçilmesi tüm Tunus’u şoka soktu. Ama bugüne kadar ne Kadın haklarından sorumlu bakan ne de iktidar partisi belirgin bir önlem aldı.

Geçtiğimiz yıl Manouba’da üniversite ve diğer okullarda devrimden sonraki en önemli dalgalanmalara tanık olduk. Nikab giyen öğrenciler yüzlerini göstermeyi reddettiler. Başka bir grup da yöneticileri kız ve erkek öğrencilerin sınıflarını ayırmaya, erkek öğrencilere sadece erkek, kız öğrencilere de kadın öğretmen gönderilmesi talep etti. Bunun psikolojik ve pedagojik etkilerini görmezden gelen hükümet ve hükümet partisi kız öğrencilerin davranışlarını kişilerin özgürlüğü bahanesiyle destekledi.”

Hassine, radikal islamcı akımların üniversiteler, liseler ve hatta ilkokullara gönderdikleri kadınların kızları Suriye’de dinci grupların saflarında çalışanlarla “Cihad Nikahı” kıymaya ikna etmeye çalıştıklarını, kandırılan kızların Suriye’ye gönderilerek seks köleleri olarak kullanıldıklarını ve tüm bunların hükümetin bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi.

Tunus Dışişleri Bakanının “Cihad Nikahı”nı savunan Mohammed Arifi’yi 2012 yılında kırmızı halılar sererek karşıladığını hatırlatan Hassine, geçtiğimiz yılın Kasım ayında okullar, üniversiteler, camiler ve meydanlarda üç gün süresince “Cihad Nikahı”nın propagandasının yapıldığını, ancak bundan rahatsızlık duyan ve böylesi bir şeyin Kuran’da olmadığını söyleyen bazı imamların Hükümetin Din işlerinden sorumlu bakanını aşırı dincilerin propagandalarına izin vermekle suçladığını ifade etti. Suriye’ye gönderilen kadınların sayıları 20 ila 100 arasında değişen cihatçılarla cinsel ilişkiye girdiklerini ortaya koyduğunu, hamile olarak geri dönen bu kadınlardan çoğunun hamile kaldığını ve AIDS gibi cinsel hastalıklara yakalandıklarını söylüyor. Hassini, bu kadınların ciddi travmalar geçirdiklerine de dikkat çekiyor.

CEVAP VER