Siz hangi taraftasınız?

0
1249
Hallo Schweiz Merhaba gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

[dropcap]B[/dropcap]azı dönemler ya da bazı olaylar vardır ki, insan anlamakta ya da yorum getirmekte zorlanır. Bu durum okuma yazması olan, gelişmelerden ve dünyada cereyan eden olaylardan haberi olan ve yorum yapma yeteneği olanlar için daha da zor. Tabii ki, günlük olarak hayatı takip etmeyen, günlük gazeteleri dahi okumayan, yaşadığı ülke ve dünyadaki gelişmelerden hiçbir haberi olmayanlar için bazı gelişmeleri anlamak çok daha zor. Hata en kötüsü, düşünme, yorumlama, eleştirme ve gözlemleme yetenek ve olanaklarını bir yerlere teslim edenler içinse hayatı ve hayatın zorluklarını anlamak imkansızdır. Tek seçenekleri kalmıştır, papağan gibi aklını ipotek ettiklerinin söylediklerini tekrarlamak

Bilmece anlatmıyorum, hepimizi çok yakında ilgilendiren olaylar ve gelişmeler karşısında bir canlı ve aklı olan insanları ilgilendiren gerçekler ve doğrulardan bahsediyorum. Hepimiz uzun zamandır Türkiye’de yaşanan komedi gibi olayları her gün yaşayarak izliyoruz. Her gün TV ve basında izlediğimiz kadarıyla Türkiye’de kıran kırana bir ölüm kalım savaşı veriliyor. Çokça işittiğimiz bir gerçek var, “Neden bu insanlar normal insanlar gibi, medeni insanların yaptığı gibi oturup konuşma yerine her gün birbirlerine küfrediyorlar, birbirlerini aşağılıyorlar, birbirlerini küçümsüyorlar, birbirlerini tehdit ediyorlar. Ya da ellerindeki devlet olanaklarını birbirlerine karşı acımasızca kullanıyorlar?” diye. Hatta bir çoğu hiçbir yöneticiye yakışmayan ve tamamen hastalıklı tavırlar sergiliyor. Bu nedenle, bugün Türkiye’de yapılan tartışmaları, uygulamaları ve tavırları anlamak gerçekten de önemlidir. Siz İsviçre ya da Avrupa’nın herhangi bir ülkesinin başbakanının, bakanının, parti başkanının, yargının vb. bu tür tartışma ve uygulamanın içine girdiğini gördünüz mü? Kesinlikle hayır, diyeceksiniz. Peki kaçımız biliriz bu ülkelerin başbakanlarının ya da Cumhurbaşkanlarının hangi partiden olduğunu? Peki siz Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının, bakanının, ya da herhangi bir yetkilinin kurduğu herhangi bir cümlede kendi partisinin isminin geçmediğini duydunuz mu? Tabii ki hayır, her konuşma ve cümlede mutlaka kendi partilerinin ismi geçmeli. Dolayısıyla yetkililer de baş yetkililer de doğal olarak tüm halkın ve milletin değil de parti özel kişilerinin temsilcileri olurlar. Peki siz Avrupa’da ve İsviçre’de her gün birbirinin boğazına yapışan, ağza alınamayacak derecede kötü sözler söyleyen, kulaklarından kan fışkırırcasına kızarmış bir şekilde kendi karşıtı parti ve yetkililerine küfreden, hakaret eden ve bağırıp çağıran bir ‘lider, başkan ya da başbakan gördünüz mü? Tabii ki hayır dünyada bunun bir örneği yok.

Peki siz hakkında bir uçak bileti yolsuzluğu iddiasıyla istifa eden bir Alman cumhurbaşkanı gerçeğini biliyor musunuz? Daha geçen ay İspanya’da polis Madrid’te iktidarda partisinin genel merkezini basması sonucu başbakanın “Polise yardımcı olacağız ve işin açığa çıkması için her türlü yardımı yapacağız” dediğini hepiniz biliyorsunuz. Oldukça yakın tarihlerde, benzer durumlarda tüm Avrupa ve dünyada haklarında en ufak iddialarda istifa eden yetkilileri, başbakanları ve bakanları hepimiz biliyoruz.

O halde kendi aklımız, tecrübemiz ve kişiliğimizle bu olaylara nasıl bakalım? Uzağa gitmeye gerek yok, Gezi olaylarına 10 milyonun üzerinde insan katıldı ve tüm dünyanın bir numaralı gündem maddesi oldu. Tüm dünya bu milyonların yanında oldu. Ama Türkiye’nin tüm devlet yetkilileri ise göstericilere karşı, tüm dünyada bir yılda kullanılan gaz ve kimyasal suları iki ayda kulandılar. Gösterilere katılanlara en büyük hakaretler, aşağılamalar, terör, işkence ve zülüm uyguladılar. Onlarcasının gözlerini çıkardılar ve yaraladılar ve bir çoğunu öldürdüler. Kendi halkına bu kadar hışımla saldıran başka bir örnek var mı dünyada? Tabii ki var, Hitler, Mussolini, ABD’nin Irak’ta yaptıkları, Saddam ve onlarca zalimi de görüyoruz. Ya siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gencecik çocukların gözlerini çıkaran, bir kısmını öldüren, sokakta sürükleyen, kafalarına kursun sıkan amir ve polise madalya takan ve mükafatlandıran liderleri acaba nerede gördünüz?

Son iki aydır tüm dünya komedi izler gibi Türkiye’de cereyan eden olayları izliyor. Doğru ya da yanlış, savcı bir yolsuzluk soruşturması başlattı. Halkın sokağa çıkması sonucunda 4 bakan istifa etmek zorunda kaldı. Ama kıyamet de koptu. 3000 dolayında polis müdürü ve polis görevden alındı ve sürgün edildi. Dün kahramanlık ödülü alan savcılar ve polis müdürleri, hakkında akıl ve mantığı zorlayan laflar söylendi. Her gün tüm yetkililer TV ve toplantılardaki açıklamalarında birbirlerine ağza alınamayacak laflarla, hakaretlerle ve uygulamalarla saldırıyorlar. Düne kadar devletin tüm yapısını ve olanaklarını kardeşçe paylaşanlar savaş naraları atıyor ve birbirlerini yok etmek için 24 saat çalışıyorlar. Mahkeme kararına rağmen oğlunu teslim etmeyen ve hemde mahkemeyi tanımadan yanında dolaştıran, mahkeme kararı olmasına rağmen soruşturma actırmayan, yolsuzluk soruşturması actı diye o Savcı ve Hakimleri, Polis ve Müdürlerini Cete, şebeke, devlet düşmanı, ülke ve halk düşmanı… vb diye ilan eden bir başbakan duydunuz mu?

Sorum şu, siz dünyada ya da tarihte böyle bir olayla karşılaştınız mı? Binlerce kişiyi sadece hükümete muhalif ve hükümeti eleştiriyor diye, Kürt ve devrimci diye, ya da Alevi ve muhalif diye bu polis şeflerine, savcı ve hakimlere tutuklatanlar, neden şimdi düşman kardeşler oldular?

Sözümüz şu ki sevgili okurlar, hepimiz oturup düşünmeliyiz. Halkımız bunlara mecbur mu, aklımız, ahlakımız, bilincimiz ve insanlığımız bu rezalete razı mı? Hepimiz birey olarak düşünmeliyiz, normal insanlar olarak hareket etmeli, bu ve benzer olaylara doğru yaklaşmalı ve doğru tavır almalıyız. Biz hiç kimsenin tapulu malı değiliz ve hiç kimse de zalimliğini, ahlaksızlığını, zorbalığını ve soygunculuğunu adımıza yapmamalıdır. Biz İsviçre’de doğru Türkiye’de yanlış kişilik olamayız. Doğru tavır ve kişilik her yerde geçerli olmalıdır.

O nedenle yanlışı ve halka karşı kim zalim, acımasız ve hırsızsa bu bizden değildir. Bizim hırsızımız ve zalimimiz olmamalıdır. Hak ve adalet, eşitlik ve özgürlük evrenselse, bizim de tavrımız evrensel, kişiliğimiz de hak ve mazlumdan yana olmalıdır.

Umarım başında belirttiğim ‘anlaması zor olaylar’ın anlaşılmasına biraz katkı sağlayabilmişimdir. Hırsızların, soysuzların, zalimlerin olmadığı özgür ve eşit bir dünya özlemiyle.

CEVAP VER